Tarihçe

Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali

İlk kez 1964 yılında gerçekleştirilen Uluslararası Antalya Film Festivali’nin temelleri 1950’de Aspendos Tiyatrosu’nda atıldı. Yıllar boyu pek çok farklı etkinliğe ev sahipliği yapan Aspendos Tiyatrosu harabe halinden kurtulup kısmen onarıldıktan sonra içerisinde temsillerin verildiği, güreş karşılaşmalarının düzenlendiği bir alan haline getirildi. Bu sayede Antalya’da kalabalık kitlelere hitap eden etkinliklerin başlangıcı yapıldı ve ardından geleneksel hale getirildi. 1950-1953 yılları arasında süren bu festivaller siyasi bir kimliğe bürünüp dönemin iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet partisi Demokrat Parti’nin münazara etkinliklerine evrildi. Milletvekili seçimleri, Aspendos’un onarım gerekliliği, katılımcılara yer bulamama gerekçeleriyle festivaller 1954-1958 yıllarında yapılamadı.

 

1959 yılında Antalya halkının da talepleriyle festivaller kaldığı yerden, “Antalya Festivali” adı altında yeniden düzenlenmeye başladı. Üç gün süren etkinliklerde, yağlı güreş müsabakalarına ilaveten çeşitli illerden serbest güreş takımları festivale davet edilip Antalya Atatürk Stadyumu ve Aspendos’ta karşılaşmalar gerçekleştirildi. Aynı yıl Antalya’yı Tanıtma ve Turizm Derneği festivalle ilgili bir basın toplantısı düzenleyerek festival programını açıkladı. Festival tarihinin ilk korteji yine bu yıl Cumhuriyet Meydanı’nda mehter takımı, Isparta tümen bandosu, güreşçiler, itfaiye teşkilatı, okul öğrencileri ve meslek örgütlerinin katılımıyla gerçekleşti. 1960 yılında düzenlenmesi planlanan Antalya Festivali için belediye, Antalyalı yönetmen Behlül Dal’a yetki verdi ancak 27 Mayıs’ta başlaması plananlanan festival aynı günün sabahında gerçekleşen askeri darbe nedeniyle yapılamadı. Antalya Film Festivali fikrinin ve Altın Portakal isminin kurucusu olan Behlül Dal’ın hayali, üç yıl sonra gerçekleşecekti.

 

Bir sonraki sene düzenlenen festivalde 1960 yılında kurulan komitenin yerine Antalya Festivali Konseyi Vali ve Belediye Başkanlığı getirildi. 1962 yılında ise festivale futbol maçları eklenerek Antalya Festival Kupası düzenlendi ve Türk-Alman Dostuk Derneği’nin katkılarıyla Alman Kültür Filmleri ekibi tarafından çeşitli ülkelerden tanıtıcı filmler yayınlandı.

 

Her yıl düzenlenen bu geleneksel şenlikler Dr. Avni Tolunay’ın 1963 yılında Belediye Başkanı olmasıyla sinemayı da içerisine katarak Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne dönüştü. Bu tarihle birlikte festival programı günümüz programına benzer şeklini alarak 1-10 Ekim tarihleri arasında düzenlendi. Etkinlik dahilinde Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası konseri, Devlet Tiyatrosu’nun Orhan Asena’nın Tohum ve Toprak adlı eserinin temsili ve elbette ki film gösterimleri gerçekleştirildi. En İyi Film Ödülü, Halit Refiğ’e takdim edildi.

 

15 yıl boyunca geleneksel olarak her yıl gerçekleşen festival, 1979’da sansür, 1980 yılında darbe nedeniyle yapılamadı. 2011 yılında gerçekleşen Altın Portakal töreninde ise, “Altın Portakal’ın Geç Gelen Ödülleri” başlıklı özel bir bölümde, 31 yıl önce verilemeyen ödüller sahiplerini buldu. Yönetmenliğini Yılmaz Güney ve Zeki Ökten’in üstlendiği, senaryosunu Güney’in hapishanede yazdığı “Sürü”, En İyi Film ve Yönetmen de dahil altı dalda ödülü kucakladı.

 

Festival ulusal alanda elde ettiği başarının ardından 2005 yılında uluslararası platforma taşınarak daha kapsamlı bir sinema etkinliği haline getirildi. Aynı yıllarda, festivalin ilk yılından beri kazananlara takdim edilen ve elinde portakal tutan Venüs’ün tasvir edildiği heykelcik değiştirildi. 2014 yılında heykelcik Halit Refiğ’in aldığına sadık kalınarak ancak altın rengi yerine siyah renge bürünerek tekrar tasarlandı.

 

2014 yılına kadar Antalya Altın Portakal Film Festivali adıyla devam eden festival, 2015 yılından beri Altın Portakal ismini çıkararak Uluslararası Antalya Film Festivali ismiyle yoluna devam etmektedir.

 

2017 yılında Belediye Başkanı tarafından açıklanan Ulusal Yarışma’nın iptali kararı, tüm sinema sektörü ve sinemaseverlerde büyük bir üzüntü yarattı. Festival yönetiminin ısrarı sonucu bu talihsiz karardan dönüldü ve festival, tüm coşkusuyla yerli sinemayı desteklemeyi sürdürdü.